06 Şubat 2010 Cumartesi

K9 SEVDASI GÖZLEME YEMEK GİBİDİR, TADINA VARINCA BIRAKAMAZSIN


Görümcek buradaydı 1 haftadır. Gezdik dolaştık, gıcık kaptık birbirimize, bazen eğlendik, bebeklerden konuştuk… İçli köfte yapmayı öğrendim ondan. Annanemlerin mezarına gidecektik, sinema işimiz vardı keza Deniz ve Umut’u okeyde yenmiştik. Ama olmadı. Görümcek Umut’un kırılan tesbihini yaptırdı. Seçkin için atkı örmeye başladı ama bitiremedi. Denizinkini görüp istemiş teyzemden Seçkin. Denize de nasıl güzel oluyor. Şimdi mavi koyu gri bir atkı yapacağım ona. Hatiş’in doğum günü için ördüğüm kulaklı bereden de yapınca tamam:) Umut’un yanına gittik hep beraber. Salsa ve çaçanın birkaç hareketini öğrendik empitiyle. Yiğitle oynadım, tüm gün oynasam bıkmam..
Yiğit’i kaçırmayı düşünüyorum. Yiğit kim ula diyorsan, bir muhteşem köpek kendisi. Alman kurdu, kahverengi, çooook akıllı. Dha açıklama yapmamı bekleme aç google amcayı ara litfen:)
Umut’un yanına gidiyoruz arada. Sahilde ateş yakıyoruz, sohbet, gitar falan derken zaman geçiyor. Akdeniz ruhu malum.. İşte Yiğit de neşe kaynağımız, yaramazımız, bizim bir tanemiz. Ömrümde böyle güzel bir şey görmedim. Hayvanların da karakteri var inanıyorum buna. İlk birkaç gün gözlerime bakmadı. Artık bakışıyoruz. Klasik sopa atma tutma oyunu oynuyoruz. Çocuk gibi. Getiriyor sopayı bırakıyor önüme. Onu görmemişsem ya da ilgilenmemişsem biraz daha getiriyor ve bekliyor gözünü ona dikip. Sonra ben ayağımla taşa yaklaşınca bir uzanıyor alacak gibi, geri çekil diyorum hemen gidiyor geri. Sonra ben atıyorum o getiriyor. Bazen sopayı getiriyor, kafasıyla bacağıma vuruyor. Tut bunu ben çekeyim gibi. Hani yapıyorlar ya polisler, kollarına bir puf takıp. Zaten bu da k9 köpeği. Naşıı tatlı yavrucuk. Ama gerekince çok yırtıcıymış. Bir kedi görmüş, koşup yakalamış ve sırtından tutup yere vurmuş. Kedi ortadan ikiye katlanmış. Ölene kadar başında beklemiş, yaklaşamamışlar. Umut'un bu olaya yorumu:

-Neden kedilerden nefret ediyorlar biliyor musun. Çünkü kedilerin nankör oldukarını bilirler ve insanları korumaya çalışırlar..

:)

Bir de dişi var. Adı Hera. Fingirdeğin teki.
Saniyede 70 hareket yapabilir. Köpek gözüyle bakınca kaşı gözü yerinde ama biz hoşlanmıyoruz. Yiğit de sevmiyor, ama ilk çocuğunu bana verecek anlaştık..

Bazen Denizle hiç anlaşamıyoruz bu aralar. Nefret ediyorum resmen. Ama problem biz değiliz tabi. Annesi kardeşi falan fistekan. Böyle verseler elime kapatırım bir zindana işkence ederim. Ama dayanamıyorum ite. Bir bakmışsın sinirden delirmişim, s.. me takmıyorum, a.. k..mun çocuğunu parçalasam doymam diyorum. Bir de bakmışsın löp düşmüş sinirim, pamuk oluvermişim. Şeytan tüyü var şerefsizde.
İğrenç espriler buldum, onlarla veda edeyim:
File çorap aldım hayatım. - File niye aldın hayatım kendine alsaydın yah.

Bizim evde abi "vanayı kapat" denilince, akan sular durur.

Erkekler boy abdesti alırsa, kızlarda girl abdesti alır :)…

19 Ocak 2010 Salı

BİR DUVARA BİNDİRMEK YA DA BİNDİRMEMEK...


Kendini kaybetmenin bir adım ötesi ya cinnet ya cinayet. Bunu öğrenmeme ramak kaldı...

10 Ocak 2010 Pazar

UTANIYORUM BÖYLE ŞEYLERDEN HEP:)


Ayşelon bana ödül vermiş. Buradan yeniden teşekkür etmek istiyorum kendisine. Canımsın ayşelon:)) Ödülümün adı da günışığı...
ödülü bir tek kırmızı adam'a yolluyorum ;)

09 Ocak 2010 Cumartesi

YA BÜYÜ YA SIR

Empiti akşam yatar saat 19 gibi kalkar akşamı yaşar ve yatağına gider. Bu gün saat ona kadar uyudu. Az önce yatmaya gitti, geri geldi. Neymiş, hanımın yüzü şişermiş. Televizyon izlemek istemiyor, mal gibi oturmamak için test çızıktırayım dedi. Ben de facebook’a az önce çok ciks, öyle yukarıdan çekmeli, yandan bakmalı, … fotoğraflarımdan ekledim. O sıra dedi ki:
—Doris sen susuz mu yaşayamazsın yemeksiz mi?
Ben:
—Susuz
O:
—Sanırım ben yemeksiz.

Böyle bir kardeşim var, ne yapayım bilmiyorum…

Geçen gün burç tahliline çok giremedim diye içimde kaldı. Kırıldım, üzüldüm. İşte:


Koç- İdeal meslek aşçılıktır. Erkekleri oldukça maço tavırlar içerisinde gördüğüm kadarıyla. Nete baktım hatalarını kabul etmezlermiş, şahsen katılmaktayım.. Pembe giymezler, saçlarını kestirirken ıslanmaktan korkan kedi gibi olurlar. Başak burcu ile anlaşıyorlar maşallah.
Kadınları hakkında çok bilgim yok.malum erkek egemen bir toplumuz..

Boğa- Erkekleri kesinlikle terazi kadınına bayılıyorlar, aşıklar, onun için ölüyorlar:) fazla mı egoistçe oldu. Dünyadaki en önemli şey yemek, yemek yemek. O, erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer’i bu zatlardan birinin söylediği sanılıyor. Ama Allah var çok sabırlılar. Bir de çok sahiplenirler, ve vazgeçmeden, bıkmadan,,, severler.
Kadınları da bir fedakar, bir fedakar oluyor sormayın gitsin. Muhteşem de yemek yapıyorlar. Bu burç kafayı yemekle bozmuş resmen.
Her iki cinsi de komik nedense…

İkizler-Valla ne desem yalan olacak. Bir kız arkadaşım vardı, iyiydi hoştu, espirileri pek iyi değil bu burcun. Erkekleri konusunda beni aydınlatmak isteyen olursa e postam sağ üstte bir yerlerde.

Yengeç- Erkeklerini sevmiyorum sanırım. Balık yemeyi çok seviyorlar, çocuk gibi oyuncaklar ediniyorlar.(gerçi yapmayan erkek yoktur bunu). Kadınları da tez canlı biraz. Bazısı komik, bazısı nemrut gibi sanki. Duygularına hükmü yok bu burç kadınının. Olmadık kişiyi seviyorlar, sonra takılıp kalıyorlar. Ennnn uykucu burç. Ben hatırlıyorum kızı koltuktan yere düşürüp yatak odasına kadar sürümüştüm haberi olmamıştı.

Aslan- Bu burç erkekleri nasıl şahane, nasıl akıllı oturaklı, nasıl bir taneler bilemezsiniz. Bir şefkat arayışı içindeler ama nedendir bilmem. Mantıyı çok severler, kadınları da severler.
:)))Onun haricinde hep başlarına buyruklar, çok enerjikler, kolay hastalanıyorlar. yüzeysel ve ezik bir burç demeyeceğim.. çoook benciller de demeyeceğim. Ama sevince güzel insanlar. Ciddi bak bu, sinirli ufacık çocuklar hepsi.Kadınları da sinirlenince gözü bir şeyi görmeyenlerden. Narinse bile aldanmayın, kendinin 2 katı bir insanı saçından bir koridor sürükleyebilirler.

Başak- Erkekleri sakin, mülayim, sevgi ehli insancıklar. Çok severim, akıllı da olurlar. Akraba ilişkileri onlar için önemlidir. Kaşı gözü de yerinde genelde bu burcun.Kadınları tam bir cadaloz tam tersine. Tükürebilir, tırmalayabilir ve mıç mıç öpmeye kalkabilirler. Konuşmadan ezik bir tip dersiniz, bir öbür yüzünü gördünüz mü bitti işte. Ömrünüz kararmıştır, gördüğünüz yerde kaçın. Nemrut olunca hiç çekilmezler. Yemeksiz yaşayamazlar sanıyoruz… Kısıra, mercimek köftesine biriktirdikleri tüm parayı avucunuza sayabilirler.

Terazi- Erkekleri ve kadınları hiiiç anlaşamaz. Ama Erkekleri komiktir. Acıkınca elleri ayakları titrer. Belki anlaşırlar öyle demeyeyim. Çok çapkındırlar, dikkat edin kızlar.
Kadınları çok sevimlidir. Güzel mi bilmiyorum ama çok tatlı keratalar. Güzel yazarlar, akıllıdırlar, güzel yemek yaparlar, el sanatlarına ilgilidirler, kedilerin yavrularına bayılırlar…

Akrep- Erkeklerinden kimseyi tanımıyorum, oh yo, bu olamaz… Kadınları da çok alıngandır. Alışkanlık yaparlar, kendimden biliyorum yükselenim kendileri..:P çok bencil, kendileri için yaşayan burçlardır. Başkası onu sevsin ister, kimin üzüleceğini önemsemez. Tutkulu ve çok cesur insanlardır.

Yay- Çooook şeker bir erkek olabiliyorlar isteyince. İnce bir mizah şekli var. Yürüyüşleri çok endamlı, şaşırtıcı, farklı bir burçtur. Benim 4 kerede anlayacağım konuyu şapadanak anlayabilirler. Bir hocam vardı bir zamanlar, aaaahhh ah… Yay kadını insanı sırtından vurur. Onlara her şeyi rahatça yutturabilirsiniz. Hilmi bir gece plütona yükselmiş, oradan aldığı demir şimdi yalancı kim varsa gösteriyormuş de inanır. Affedilmemelidir…

Oğlak- Erkek milleti, inatçı, düzenli, bulmaca çözmekten ve balık tutmaktan pek hazzeden, sinir katsayıları yüksek, gülünce yüzüne güneş doğan kimselerdir. Duruma göre sabırlı ya da sabırsız olabilirler. Taze fasulye’den nefret ederler.
Kadınları bilmiyorum, oğlak gibi midirler?

Kova- Benim için tamamen yabancı cisim. Tanışayım önce, sonra yazarım.
Balık- erkekleri çok ince ruhludur, sevdiklerine kıyamazlar. Çok kırılgandırlar ama sevdiklerine zarar verene asla kesilirler. Öyle ezik bir burç değildir. Sevmekten vazgeçilecekse bir gün, hiç sevilmemelidir. Gözleri yeşil olur, sesi de güzel…Kadınları da arkadaş canlısı ama çekingendir. Kötü gün dostu diye ona diyorlar sanırım.


Şarkılar:
Rındamın, gevramın
Çên salêl hefyatêmmê
Vêlê çên salêl bêndatêmê..

Bir kara sevda ki
Ya büyü ya sır
Sığmıyor kaleme söze saçların...

06 Ocak 2010 Çarşamba

YAZININ İÇİNE KODLADIM SENİ, TAHLİLİNİ YAPSINLAR DİYE..


Derin devlet, askerciklerimize yapılan haksızlıklar, naylet olası siyasetçiler, tarikatler, terörler vb… şeyleri elinin tersiyle örtüp çocuklarımıza ülkemizin kurucularının tahayyül ettiği gibi bir ülkeyi anlatmaya çalışmak zorunda olan, bundan vazgeçmek istemeyen, sonuna kadar innşallah Atatürkçü bir öğretmenim ben ve bu ülkenin hala iyi yerlere geleceği ile ilgili bir umut taşıyorum. Fazla mı iyimserim diye düşünüyorum. Ama bir gün gelecek ilk kurulduğu dönemki gibi saf, temiz olacak. Erkeklerin bakire istemesi gibi, evet, istiyorum bunu…

El hub bence yılın şarkısıydı dostlar. Kadın milletinin içindekileri dan diye ortaya koydu mübarek. Hatta bir kendini kaybedişi de içerir kendileri. İlk başta izanlı usturuplu (gökten adam), sonra biraz daha istekli (errrrkekkkkk),sonra teraziyi kaçırmaya başlayaraktan okkalı okkalı (kocaaaaa )sonra iyice kendilerini kaybedip (herifff yağacak.. diye ) bağırmak isteyen kadınlara tercüman oldu bu şarkı. Allah yazanın ellerine zeval vermeye..

Ne garip şeyler hissediyoruz biz kadınlar, kendime bile şaşırmaktayım doğrusu..Hani arada bir deli gibi canınız tatlı çeker, hani o gömleği almazsanız sanki her şey eksik olacak, hani o maç izlenmezse içinizi bir sıkıntı bir asabiyet basacak ya. Ayen öyle, parmaklarımın arasından, sahte sarı saçlarının tellerinin sarkmasını istiyorum çiğdemin. Neden bilmem, öyle istiyorum.

İlk kuzenler arası toplantı sebebiyle çıktığımız yolculukta benzin bitince yolda kaldık. Denizceğizim geldi benziniyle ve bizi arabanın içinde mahsur kalıp kek yiyerek ölmekten kurtardı ve yediği pişiyi hak etti. Pişi tarifi, yapboz parçası, demir misket, saten gecelik, küçüklüğümden kalma zırttık(bir delili bahçe ayakkabısı), envai çeşit CD, bizzat bana ait kundak, Yörüklerin beline doladığı ve nereden geldiğini bile bilmediğim-annem adının ‘direm kuşak’ olduğunu söyledi- kemer benzeri bir şey, denizyıldızı fosili gibi ıncık cıncığı topladığım bir sandığım var. Bu blogu da paketleyip koyacağım içine…

Zaman ne hızlı geçiyor arkadaş. Her ay bir hediye, bir özel gün iliğim kurudu. Ocak babamın doğum günü, mart anneminki, nisanda da vardır kesin bir şey ama hatırlamıyorum, mayıs denizin doğum günü, haziran sınav şeysi, temmuzda denizin bana yaptığı uçurtma sebebiylen yaptığı kavga, ağustos berkin doğum günü, eylül empiti ve benim doğum günümüz,ekim sallanır, kasım kasılır, aralık da hani bana demiiiişşş, derken her ayda bir gün var.(bak bu güzel espri olurdu, evet, her ayda bir gün var..) Sevgililer günü de yaklaştı.ama ona güzel bir şeyler yapmayı düşünüyorum. Bana fikir verin yine de, söyleyin yapacaklarınızı belki ben de yaparım aynını. Hadi bakalım:)


Kar olam, dağ başlarında dolanam
Ben olam
Didelerinden dökülen yaş olam
Konuştuğun dillerinde bal olam
Saz olam avuçlarında kıvranam
Ben olam
Konuşurum ömür boyu söz olam
Yüreğinde yanam, yanam koz olam
Sen olmazsan yaşayamam…

AŞK


Bu gün kendi adımı googlede taradım. Evet yaparım öyle arada, benden çok varmış onu anladım.Sonra bir sitede/edebiyat defteri buldum kendimden. Bakayım dedim. Sonra orada dolaşırken bu hikayeyi buldum:)
Zeki Ersoy yazmış:

(yazıya geçmeden önce söylemeliyim ki yukarıda bir yalan söyledim, bulana çikolatalı kek göndereceğim:)
Dervişin biri tekkenin bahçesinde namaz kılıyormuş.Namazda otururken Mecnun hızla önünden geçmiş.Bir müddet sonra derviş Mecnun ile karşılaşmış.Derviş Mecnun’a sitem ile söylenmiş:
Seninle tanışırız, dostuz.Ben namazda iken tam önümden geçtin beni nasıl görmedin?
Mecnun cevap vermiş:
Sen dervişsin Allah’a aşıksın.Sonsuz olana bağlanmşsın.İçindeki aşk ona ait.Ben ise
Leyla’ya aşığım.Beşer olana geçici olana aşığım.Ben fani olan bu dünyada beşer olan ölümü olan Leyla’ya o kadar aşığım ki onu ararken gözlerim hiç kimseyi namaza oturmuş bir dervişi bile görmez.Peki sen nasıl olurda Allah’a aşıkken ve ona ibadetle
onunla konuşurken benim önünden geçtiğimi gördün?Söyle bakalım hangimiz daha aşığız?

01 Ocak 2010 Cuma

ERKEKLERİMİN ANATOMİSİ



Baştan söyleyeyim bir kerede yazıyorum uzun olacak. Ona göre istemeyen okumasın.

Başlık çok mu iddialı oldu ne.
Sevgili kadın okuyucularım, biliyorum ki hepimiz bunu bir yapmış, birilerine aşklarımızı anlatmışızdır. Erkek arkadaşlar, askerlik anılarını anlatmak gibi düşünün.
Neyse, Valla her şeylerine göre ayıramayacağım ama burçlarına, aşklarına vb.. göre bir tahlil edeyim dedim işte.

7.-8. sınıflarda falan sınıfta bir sürü erkek vardı. Biliyordum sınıfta dolaşan söylentilerden. Bana aşklarını açıklayanlar ve açıklamayanlar vardı. Hatta biri ben sana aşığım diyememişti de Salih’in sana hissettiğinden hissediyorum demişti.
Çok da akıllı bir çocuktu ama aşk dili tutuyor işte.


İlk erkek arkadaş adayım imam hatip lisesindendi. Ondan öncesinde de çok vardı işte ama, en ilginç gelen buydu bana. Çünkü yüzünü bile tam göremedim çocuğun. Esmer, uzun boyluydu, güleçti gördüğüm kadarıyla. Bizim okul tadilattaydı o sıralar. Orta sondayız. İmam hatip’in son katı boşmuş, oraya taşıdılar. Çıkışta da asıl okulumuza dönüyoruz servise binmek için. Çocuk(adını bile hatırlamıyorum) her çıkışta hatta teneffüslerde bile götümden ayrılmazdı. Hele çıkışta. Ben okula varana dek izlerdi beni. İmam hatipli sevgisi bu olsa gerek. Bana not da göndermişti sanırım ama hatırlamıyorum. Tadilatımız bitene dek takip etti ama hiç konuşmadı benimle.


İlk erkek arkadaşım lise 1. sınıftaydı. Burcunu bilmiyorum. Sınıfın en arka sırasında sol tarafta oturuyorum o vakitler. O da tam sağ en arkada oturuyor. Biz hep birlikte geziyoruz birkaç arkadaş. Şakalaşıyoruz, konuşuyoruz, geziyoruz orada burada. Derken bir gün bir ortak kız arkadaşımız geldi. Beden eğitimi için soyunma odasında mıydık neydik.
Hüseyin seni seviyor dedi.
Hadi canım saçmalama dedim.
Valla seviyor dedi. İnanmadım, ya da yediremedim nedense. Sonra bir gün sınıfta biz yine aynı kızla sohbet ederken geldi. Sırada benim yanıma oturdu.3 kişi aynı sıradayız. Döndü sırtını bana dayandı, nirvanaya ulaştı sankim o an. O an, aha sıçtık dedim. Meğersem planlamışlar kızla. Bana yaklaşmak istiyormuş. Ama olmuyor yahu arkadaş arkadaş..
Ben bir uzaklaştım çocuktan, olmazzzz dedim. O iyice kendini kaybetti. Tüm ders kesintisiz mesai ile beni izledi. Siz hiç bir gözün sürekli üzerinizde olduğu bir durumu yaşadınız mı? Hayır, mataf bir şey de değilim. Çocuğa bakamıyorum bile, baksam eriyecek. Bir gün sınıfa jilet getirmiş bacaklarını sıyırdı şöyle bir. Hatta bir gün bir şey şişiriyor sınıfta puf puf.

Bunu bilen var mı falan diyor. Herkes bir garip bakıyor, bazısı umursamamış, bazısı meraklı. Ben de çocukluğumu tıp kitapları arasında geçirmiş olmanın verdiği tecrübeyle yanımdaki kıza
Ne o biliyor musun dedim.
Sen biliyor musun dedi.
Evet dedim. Demez olaydım.
Ne dedi.
Prezervatif dedim.
Ooo, bizimki çocuğu yanına çağırdı ben yapma etme derken, ben biliyorum deyiverdi. Prezervatif mi dedi.
Çocuk evet dedi.
Doris söyledi dedi. Ben mosmor.
Çocuk da sen ne kadar da çok biliyorsun dedi.
Hala ne anlama geldiğini anlamam bunun.
Ama ders sonuna kadar kızardım. Sonra bir ara yumuşar gibi oldum. Yarıyıl tatiliydi o sıra. Ev numaramı aldı. Ama tüm yaz telefona çıkmadım. Yayladayım diye de yalan söyledim. Çocuk da beni 1-2 yıl sevdi. Sonra kesin olmaz deyince gitti garibim. Geçende bir aralar eklemiş facebooktan. Kabul etmedim tabi.

O aralar başka bir sınıfta Zeynep diye bir arkadaşım vardı. Onların sınıfta da Osman adında serseri ötesi bir çocuk takmıştı bana kafayı. Zeynep’i sürekli sıkıştırıyor, ana laf atıyor falan. Ama tam serseri çocuk. İstediğimi alırım tavırlarında. Hiç de hoşlanmam öyle insandan. Kırtasiyedeyiz bir gün, sevimli katlanmış aşk kartları vardı. Onlara bakarken görmüş. Benimle çıksın ona onlardan bir koli alayım demiş Zeynep’e. Vaad yeterli değildi n’apiyim:)))
Belki 2 koli olsa olurdu bu iş. Sonra o kartlardan aldım bir tane kendime:)

Sonrası yaz gerçekten yaylaya gittik. Teyzemlerin yaylasıydı. Teyzemin oğlu askere gidecek. 1-2 hafta kaldık kamp yaptık. Askere gidecek olan Seçkin, ben , kardeşim, Seçkinin üvey kardeşi Ali,.. İskambil oynadık, gezdik, su taşıdık, toprakta uyuduk, soğuk sular içtik. Falan filan. Çocuk askere gitti biz de o hafta döndük eve. Bizim evi aradı ben çıktım. Konuştuk kapadık. Sonra yine aradı. Sevdiğini söyledi. Hangi boşluğuma geldiyse iyi o zaman tamam dedim. Birkaç kez aradım okulun karşısındaki telekomdan. O oradan Ali’yi organize edip edip bana buket buket çiçekler gönderdi. Ben o çiçeklerle servise bindim. Servisçimiz Ahmet Abi’den tutun anaokulu örgencilerine dek herkese maskara oldum. Her gün çiçek geldi neredeyse… Çocuk boğa burcuydu. Vazgeçmez boğa burçları. Bitsin istedim bir süre sonra kendime gelip. Olmaz dedi, seni seviyorum dedi, olmadı her gün gizli numaradan aradı, yine çiçek gönderdi, sana gelinlik alacağım dedi, zırt dedi bırt dedi. Bu böyle ben Denizle sevgili olana dek 4-5 yıl sürdü. Zaman atlamayayım, sırayla gidelim.

Sonra tm., fen gibi bölümler seçildi yeni sınıflara geldik. Lise 2 daha fırtınalıydı. Bir erkek arkadaşla oturuyorduk. Hala çok severim onu. Ama asıl çocuk o değil. Hüseyin diye bir çocuk vardı. Sınıftakiler pek sevmezdi. Serseriydi o da. Bir de Soner vardı. Bana her gün küçük güller getirirdi. Ama öylesine. Ya da ben öyle sanıyordum. Hüseyin Soner’le iki ayrı kutup olmuştu. Neyse Soner’in getirip sırama bıraktığı tüm gülleri parçalardı. Her fırsata derste zırto bırto bir konudan atışırlardı. Hüseyin sonra bana sevgisi olduğunu itiraf etti. Ama olmaz dedim. Sonra Hüseyin’in annesi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Aradım, çok kırık geldi, üzüldüm, merhamet duydum. O acısı dururken hala, yeniden teklif etti. Hayır diyemedim. Bir gün ırmak kenarında bir kafede buluştuk, birkaç kez de mesajlaştık. Sonra bana yalanlar söylediğini örgendim. Çok ilginç bir çocuktu. Ne düşündüğünü bilemiyordunuz. Seviyor muydu sevmiyor muydu? Böyle devam edecekse olmazdı. Çağırdım.
Bana ayrıl o zaman dedi.
Ben zaten bunu diyecektim dedim.
Kendini bilmiş bilmiş tamam söyle hadi o zaman sen dedi.

İlk kez böyle terk edildim. Çok sinirlendim, kırıldım. Babası ile Konya’ya taşınırken tüm sınıfla vedalaştı. Elini bile sıkmadım. Gitti. Sonraları da ha bire rahatsız etti. Hatta bir keresinde sesli mesaj bıraktı Soner’le birlikte olduğumu öğrenmiş. Küfretmişti bir sürü. Sonra da evlenme teklif etti. Burcunun yengeç olduğundan şüphelenmekteyim. Bencil oluyorlar yengeç erkekleri.

Sonra Soner. Balık burcu. Duygusal, iyi kalpli kırılgan. Saz çalardı. Eftelya’yı isterdim hiç kırmazdı. Saz çalarken terini sildim bir keresinde bir gün yanıma gelmedi. Çekingendi. Bana porselen bir bebek verdi sonraları. Hala bende. Hayatın yükünü çok erken sırtlamıştı. Aslında ilk karşılaşmamız ilginçti. Lise 1’deyim o sıralar. Onu uzaktan tanıyorum. Zaten okulun popüler çocuklarından. Bir gün su içmeye dışarı çıkıyorum, o da hızla içeri giriyormuş. Çarpıştık. Ben döndüm özür dilemek için. O da diler diye beklerken, önüne baksana be dedi.

Sonra aynı sınıfa düştük. Kolayı katarken bardağı eğmek lazımı, Mazı dağını, ellerim bomboşu, elma çayını …örgendim onunla. Gözlerine bakarken çekinmediğim ilk erkekti. İçime bakarmış gibi bakardı. Sevgisini herkes fark edebilirdi. Derste soru çözdürmek için yanıma gelen çocukları kovalardı, biri bana çok yakın davranırdı. Lakabı Çako’ydu. Matematik dersinde arkasına oturdu, önü göremiyorum kenara çekil dedi çocuğa. Çocuk da başka yere otur deyince çocuğun ağzını burnunu dağıttı.
Sinirlenince yüzü düşerdi ama bilirdim altında nasıl bir yüz olduğunu. Bir erkek sevince sevdiği kızdan içindeki çocuğu gizleyemiyor.
Sevgili olduk. Mesaj vardı o zamanlar, derste yan yana falan oturuyorduk. Irmak kenarında belediyenin altındaki çay bahçesine giderdik..Üniversiteye gitmeye hazırlanıyorduk. Uzağa gitmeyeyim diye yakın yazmamı istedi. En uzak yazdığım yer çıktı. Sonra bir yaz Deniz geldi.Aslında ilk başta hiç olur gibi değildi..
Bir gece Deniz’le beraber bir ortamdaydık. Telefonumu istedi oyun oynuyordu. Sonra getirip bıraktı kucağıma. Seçkin hala devam eden aşk mesajlarından birini göndermiş. Diğerleriyle sohbet etti. Çok konuşmadı benimle. Sonra gece arayıp sevdiğini söyledi.
Biliyorum dedi.
Neyi dedim
Aramızda olan şeyi dedi.
Ne var aramızda dedim.
Sen de biliyorsun dedi.
Soner’i aradım, bitti dedim. Soner’i aldatamazdım. Hala onu kırdığım için affetmem kendimi.(ölürsem biri benim yerime helallik dilesin)
İlk aşkımdı.

Hayatımda hep keskin dönüşler yaptım. Hiçbir şeyi fazla düşünmedim ben. Deniz’le başladı bir şekilde. Özel bende. Üniversitedeydim.. O başka şehirdeydi. Yanına gittim bir izinde. Gezdirdi beni. Sonra ne yapıyorum ben dedim. Olmazdı çünkü. Arkadaşım vardı Zeynep, çoook akıllı sevgilisi ile birlikte başkalarının ilişkisine karışmakta ustaydı. 1. sınıfta zaten kafam karışıktı, yeni ortam, yeni durum… Ayrıldım Deniz’den.
Bir daha başlamayız, ona göre kararını ver dedi.
Ayrıldık.
Yine de aradı beni.

O arada sınıftan Mehmet diye bir çocukla görüştüm. Ne ben ona göreydim ne o bana göreydi. Canda Erçetin’den melek şarkısını söylerdi bana hep. Aslan burcu, otorite düşkünü. Zayıf, yüzeysel bir burç bana göre. Kesinlikle sevgili olmayacağım bir burç..

Birçok erkek vardı görüşmek isteyen. Ama kimseyi kaldıramıyordum. Sonra Ahmet diye bir çocuk vardı arkadaşımın arkadaşı. Askerdeydi, mektuplar yazdı, telefon etti, fotoğraf yolladı, tartıştı, bana sinirlenip duvara yumruk attı. Koyu ferdiciydi bir de:) Arayıp ferdi dinletirdi, ben bayılmak üzereyken kapardı. Burcunu hatırlamıyorum.

Oda arkadaşım zorla bana kuzenini ayarlamaya çalıştı. Zorla buluşma ayarladı. İstemedim. Sonra kızla aramız bozuldu, tabi çocukla da.

Sınıfta bir de Recep vardı. Ona gözlerin ne güzel demişim. Ama hiç bana cesaret edip söyleyememiş sevdiğini. Daha yakın zamanda söyledi. Arkadaşım şimdi. Facebooktan baktım, burcuymuş. İyi hoş çocuk Allah sahibine bağışlasın.

Bir de servisçimiz(lise) Ahmet Abi vardı. Evliydi, bir bayram mesajı yolladım. Liselim, canım, falan diye yazmaya başladı. Hala selamlaşırken mesafeli duruyorum.
….

Aşk böcüğü diyorlardı peşimdekileri görenler. Daha çoğu aklıma gelmiyor.

Sonra bir yaz daha eve döndüm. Deniz de Antalya’ya geldi. Yine arkadaşça görüştük. Benim için Antalya’ya gelmiş, gece çalışıyordu. Birlikte çok zaman geçirdik aramızda bir şey yokmuşçasına. Sonra bir gece aradı;
Neden bitti bilmiyorum hala dedi. Bir şey diyemedim.
Yeniden deneyelim dedi.
Bakalım hala deniyoruz:)
Onunlayken de teklifler olmuştu. Anneme istemeye gelmek istiyoruz diye haber yollayan, bana bu çocuğu bir düşün diyen, teyzelerime sizin kız okulu bitirince hemen nişan yapabiliriz diyen. Hatta bu aile beni öyle sahiplenmişti ki. Bir gün Deniz’le uçurtma uçuruyoruz denizde. Babası görmüş bizi. Çok ses yapıyorsunuz deyip kavga etmek istedi. Zor uzaklaştırdık.
Çocuk da bana nasıl gönlünü kaptırdı?.. Bir şeker bayramında en yakın arkadaşımı bekliyorum evlerinin önünde. O da arkadaşımın abisini çağırmaya gelmiş. Elimde5–6 şekeri höpürdetiyorum hominigırtlak. Dedim ayıp olmasın, biri yer biri bakar. Uzattım şekeri, bayramın kutlu olsun dedim. İşte bu. Gönlü düşüvermiş bana..

Bu arada Deniz’in burcu boğa. Yani mutlak eş burcum. Benden önce yemek gelir onun için. Bir gün kavga ettik. Sinirden, intihar edeceğim ha dedim, bana, menemen tarifini biliyor musun dedi... Vazgeçmez, süslüdür, kendini beğenir, çocuk gibidir, sevince sever. Sevgisi uzun sürer, unutmaz… Çok açık vermeyeyim artık. İşte böyle. Denizden önce ve denizden sonra. Yazımın sonu, son aşkım…

Nazar etme noolur, iste senin de olur diyorum. Denizle bana mutluluklar.

Her ayrılık bir vurgun değmeyin yaşlarıma
Benden selam söyleyin bütün aşklarıma..